İdari Yargı Yerlerinin Kararlarında Kamu Denetçiliği Kurumu Kararlarını Değerlendirmemesi, Gerekçeli Karar Hakkının İhlali Sonucunu Doğurur

Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK), şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim biçiminin oluşmasına, yönetimde demokrasinin yerleşmesine katkıda bulunmak amacıyla kurulmuştur.

KDK’nın belirli bir konuyu içeren başvuruyu inceleyebilmesi için idari başvuru yollarının tüketilmesi gerekmektedir. KDK’ya yapılan başvuru neticesinde, KDK tarafından ilgili idari işlemin iptal edilmesi, yürürlüğünün durdurulması söz konusu olamaz. KDK tarafından yapılan denetim, idari işlem ve eylemlerin nihai denetimi olan idari yargı denetimi öncesi, yine idari işlem ve eylemlerin hem hukuka uygunluğu hem de yerindeliğinin özel bir usul ile denetlendiği özel bir denetimdir. Bu çerçevede KDK kararlarına yargı organı gibi “bağlayıcılık” vasfı verilmemiş; KDK kararları “tavsiye” niteliğinde kabul edilmiştir.

İdari makamların kişilerin temel hak ve hürriyetlerini etkileyen işlem ve eylemleri bakımından KDK tarafından verilen kararlara uyması; var olan aksaklıkların tespit edilerek giderimi noktasında hukuk devleti ilkesinin sağlanması açısından önem arz etmekte, iyi yönetim ilkesinin gerçekleştirilmesine hizmet etmektedir. KDK tarafından verilen tavsiye kararlarının bağlayıcı özelliği bulunmamakla birlikte, kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin ihlali halinde belli bir usul çerçevesinde geniş anlamda bir denetim içeriğinin varlığından bahisle, hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmesine hizmet ettiği de ortadadır.

O halde, KDK kararları her ne kadar “tavsiye” niteliği ön planda olsa da başvuruya konu idari işlemin ya da eylemin hukuka uygun olup olmadığı hususunda varılan bir neticeyi ve prosesi kapsamaktadır. Bu anlamda bu kararların idari işleyişin iyi biçimde sağlanması yönünden değer arz etmediği/edemeyeceği, bu kararların sadece bir “temenniden” ibaret olduğu yönünde bir kabul, her şeyden önce hukuk devleti ilkesine aykırıdır.

KDK tarafından verilen tavsiye kararlarına bakıldığında, hukuk devleti ilkelerinden “belirlilik” ve “öngörülebilirlik” ilkelerinin yanında; “idarelerin başvuru konusuna ilişkin bilgi, belge ve görüşlerinin süresi içinde ve gerekçeli olarak Kuruma gönderilmesi”, “makul sürede karar verme”, “kararların gerekçeli olması” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” gibi usuli ilkelere yer verildiği görülmektedir.[1] Bu usuli ilkelere tavsiye kararlarında yer verilmesi, temel hak ve hürriyetlerin gereği gibi kullanılabildiği bir ortamın yaratılması ve bireylerin temel hak ve hürriyetlerinin, idari makamların kamu gücü ayrıcalığından yararlanmasına karşı korunması noktasında da önem taşımaktadır.

KDK tarafından verilen tavsiye kararlarında sadece uyuşmazlığı doğuran idari işlem ya da eyleme yönelik değil; aynı zamanda idarenin işleyişine dair ve fakat ileriye dönük hususlara ve önerilere de yer verilmektedir. Bu anlamda KDK kararları idare bakımından caydırıcı etkiye de sahiptir.

Diğer taraftan 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu madde 20/3’de yer alan “İlgili merci, Kurumun önerileri doğrultusunda tesis ettiği işlemi veya Kurumun önerdiği çözümü uygulanabilir nitelikte görmediği takdirde bunun gerekçesini otuz gün içinde Kuruma bildirir” hükmü, idarenin KDK’nın tavsiye kararlarına uymuyorsa herhalde uymama gerekçelerini ortaya koymasını zorunlu kılmaktadır.

Bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, mahkeme kararlarının gerekçesinde KDK kararının gerekçesi yok sayılmaz. Nitekim Danıştay ve bölge idare mahkemelerinin pek çok kararında işlemin iptaline karar verirken önceden KDK’nın aynı işlemle ilgili olarak tespit ettiği hukuka aykırılık gerekçelerine de yer verdiği görülmektedir. Yine mahkeme kararlarından da görüleceği üzere, KDK’ya başvuru yapıldığı hallerde idari işlem veya eylemin hukukilik değerlendirmesi yapılmış olacağından, sonradan açılacak idari davada KDK tarafından yapılmış olan maddi vakıa veya işlemin hukukiliğine yönelik değerlendirmelerin mahkemelerce gözetilmesi, gözetilmeyecekse de neden gözetilmediğinin gerekçeleriyle ortaya konması gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi gerekçeli karar hakkının ihlali ile ilgili bireysel başvuru kararlarında[2] “Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35). Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).” ifadeleriyle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki iddiaların karşılanmamasını gerekçeli karar hakkının ihlali olarak değerlendirmektedir. 6328 sayılı Kanun uyarınca idari usuller uygulayan, hukuka uygunluk denetimi yapan ve Anayasal bir kurum olan KDK’nın kararları davanın sonucu etkilemeyecek, alelade yapılmış savunmalar olarak değerlendirilemez.



[1] Örneğin, KDK, B. No: 2020/1413, KT. 07.05.2020; KDK. B. No: 2020/42927, KT. 29.07.2020; KDK. B. No: 2020/2082, KT. 23.07.2020; KDK. B. No: 2020/1989, KT. 29.07.2020.

[2] Raziye Akçay Başvurusu, Başvuru No. 2019/1665, par. 37.